Son Kelimeler

Salih Mirzabeyoğlu Kimdir, Salih Mirzabeyoğlu Hayatı

Sponsorlu Bağlantılar

Salih Mirzabeyoğlu Biyografisi «TIKLA»

şair, yazar, düşünür 10 Mayıs 1950 tarihinde Erzincanda doğdu. Eskişehirde Fatih İlkokulu (1962), Mehmetçik Ortaokulunu (1965) bitirdi (1968). Yazı ve şiirleri lise yıllarında Babıalide Sabah gazetesinde yayınlanmaya başladı (1965). 1968 yılında Atatürk Lisesini bitirdi. Akıncılar Derneği içinde etkin oldu. Daha sonra yayıncılık ve yazarlıkla uğraştı. Gölge (1975-78) ve Akıncı Güç (1979) dergilerini çıkarttı. Necip Fazıl Kısakürek yönetimindeki Büyük Doğu-Rapor (1979-80) seçkisinde yazılar yazdı. İbda Yayınları tarafından yayınlanan külliyatını oluşturdu. ESERLERİ: 1. Bütün Fikrin Gerekliliği -İktidar Siyaset Hareket- /Fikir (2.Basım) 2. Aydınlık Savaşçıları -Moro Destanı- /Destan 3. İdeolocya ve İhtilâl -Kavganın İçinden- /Fikir (2.Basım) 4. Yaşamayı Deneme /Roman 5. Önsöz /Şiir 6. Tarihten Bir Yaprak /Fikir 7. Kültür Davamız -Temel Meseleler- /Fikir (3.Basım) 8. Damlaya Damlaya -Yılanlı Kuyudan Notlar- /Fikir (2.Basım) 9. Anafor /Şiir 10. Necip Fazılla Başbaşa -İntıbâ ve İlhâm- /Fikir (2.Basım) 11. Müjdelerin Müjdesi /Hikayeler 12. İslâma Muhatap Anlayış -Teorik Dil Alanı- /Fikir (2.Basım) 13. Kayan Yıldız Sırrı -Şâh Eser Şâheser- /Şiir (4.Basım) 14. İstikbâl İslâmındır -Denenmemiş Tek Nizam- /Fikir (3.Basım) 15. Gölgeler -Yaşadigimız Günler- /Roman (2.Basım) 16. İbda Diyalektiği -Kurtuluş Yolu- /Fikir (3.Basım) 17. Dil ve Anlayış -Dil ve Diyalektik- /Fikir (2.Basım) 18. Kökler -Necip Fazıldan Esseyyid Abdülhakîm Arvasîye- /Menakıb (2.Basım) 19. Marifetname -Süzgeç ve Şekil- /Fikir 20. Kavgam l -Necip Fazıl- /Fikir (2.Basım) 21. Kavgam ll -Necip Fazıl- /Fikir (2.Basım) 22. İktisat ve Ahlâk -İktisada Giriş- /Fikir 23. Hikemiyat -Tefekkür ve Hikmet- /Fikir 24. Şiir ve Sanat Hikemiyati -Estetik ve Ahlâk- /Fikir 25. Hukuk Edebiyatı -Nizam ve İdare Ruhu- /Fikir 26. İşkence -Hukuk ve Hûk- /Gözlem 27. Tilki Günlüğü l -Ufuk ile Hafiye- /Ruhî Roman 28. Tilki Günlüğü ll -Ufuk ile Hafiye- /Ruhî Roman 29. Tilki Günlüğü lll -Ufuk ile Hafiye- /Ruhî Roman 30. Tilki Günlüğü lV -Ufuk ile Hafiye- /Ruhî Roman 31. Tilki Günlüğü V -Ufuk ile Hafiye- /Ruhî Roman 32. Tilki Günlüğü Vl -Ufuk ile Hafiye- /Ruhî Roman 33. Hakikat-i Ferdiyye -Çöle İnen Nur- /Fikir 34. Sahâbîlerin Rolü ve Mânâsı -Peygamber Halkası- /Fikir 35. Başyücelik Devleti -Yeni Dünya Düzeni- /Fikir 36. Yağmurcu -Gerçekliğin Peşinde- /Fikir 37. Üç Işik -Sohbet Konferans- /Fikir 38. Adımlar -1984den 1996ya- /Fikir 39. Parakutâ -Paranın Romanı- /Fikir 40. Hırka-i Tecrîd -Risâle-i Üçışık- /Fikir HAKKINDA YAZILANLAR Said AYKUT’un kaleminden Mirzabeyoğlu Hayatı, Üstadı tanıdıktan sonra bir avuç ateş!...Temel hedefi zıtlar arası muvazenenin üstün nizamı olan İslamı hakim kılmak!...Kuşkusuz bu davada oldugunu iddia eden pek çok kişi var. Ama Mirzabeyoğlunun usûlü farklı. Bir kere en üstte ehli Sünnet kimliği var. Ve tabii Evliya Kelamı ...Şeriat, -külli istikametlendiricilik vasfı ile iç içe- yamukluk nerede olursa olsun düzelten, öpülesi kılıçtır onda!... Mirzabeyoğlunun hayatı, fikir ve eylemin içiçe geçtigi bir yumak... Şöyle; önce en doğrusunu tasarlayış ve eksiksiz bir şekilde belirtiş... Sonra, hareket... Ve hareket içinde güzelliği ve cevvalliği artan fikir... Artık eylem ve fikir öyle sıkı sarılır ki birbirine, öylesine meczolur ki; bu adam ne diyorsa yapar yahut ne yapıyorsa mutlaka düşünmüştür dersiniz Mirzabeyoğlu için. Onun sisteminde, tasavvufun derin kelimelerinden bir kıyam ve inkılapusulü, bir diger tabirle, bu işin ideolojisi üretilmiştir. şunun da bilinmesi elzemdir ki: O, direnmek için direnmez. Güce sahip olduktan sonra,ne yapacağını ve nasıl yapacağını da belirtir. Kitaplarında; Platona, Hegele ve Sartrea rastlayabilirsiniz. Fakat, asla kuru ve kabuledici tarzda degil!... Mevzû edilen fikrin can damarını yakalayıp, mümkün olan en büyük faydayı teminden sonra, posayı kenara atıştır onunki. Ve Batı tefekkürünü incelerken, İslam tasavvufunun derin ölçüleri vardir elinde!... Üslubu kimi zaman giyotin kadar keskin, kimi zamansa bulut gibi; yağmur dolu ve yumuşacık... Asla kuru örgütçü değil... Şair, lakin şiir anlayışı farklı; şiiri sır avcılığı onun. Kitapları ortalama değil; iyi bir zihin eğitimi almış insanlara bile ağır gelebiliyor. Yalnız bu ağırlık şişirme olmayıp; bilakis, ele aldığı mevzuların derinliğinden kaynaklanıyor. Nasıl ağır olmasın ki? Toplumu, tarihi, varlığı ve insan ruhunu ele almakla kalmayıp; teferruatı da belirterek, hepsinin ana prensipler le ilişkisini işaretliyor. Dolayısıyla sürekli bir gel-git var eserlerinde. Üstelik üslubu, gerektiğinde çok açık... Normal ve sıradan biri değil... Kızgın bir dahi!... Bu yüzden hakkında birbirinden farklı sözler duyabilirsiniz: Çok sert, Çok yumuşak ve merhametli, Şiiri sır gibi, Destan şairi mi ne; çekinmese kesin boyunlarini diyecek. Sözleri muğlak, genel kitle için faydasız, Cümleleri slogan gibi gayet açık, Bak,bak; Hegeli nasıl da kullanıyor Bu adam derviş yahu,her yerde menkibe, Adamın, ölüm kalım endişesi yok herhal, Güce karşı ne kadar da ihtirasli, Şuna bak, nefs cihadından bahsediyor!, bu sayılar da neyin nesi? ...Uzayıp gidiyor... Bu cümleler kurgulama değil; sevenlerinin veya muhaliflerinin de duyup bildiği üzere, onun hakkında -bilhassa entellektüel ilgi sahibi çevrelerde-yapılan değerlendirmelerden aynen naklettiğimiz birkaçı. Herkes kendi aynasından bakar ya!.. SALİH MİRZABEYOĞLU VE İBDA Said Aykut TAKDİM Said Aykut, İBDA külliyatıyla geçtiğimiz yıllarda tanışmış bir isim. Akademik eğitiminin bir bölümünü Arab ülkelerinde tamamladıktan sonra yurda dönen, bir yandan akademisyenliğini sürdürürken diğer yandan entelektüel etkinliklerini bir araştirmaci, filolog, tercüman ve müellif olarak yürüten bir fikir işçisi. Aykut, özellikle Arab dili ve kültürüne vukufiyetiyle sahasinda temayüz etmiş ve bu dilden çok sayida tercüme eseri yayinlanmiş olmasi yaninda; kendisine ilgi alanı olarak seçtiği İslam ve Batı tefekkürünün tarihî mimarları, Doğu ve Batının siyaset öncüleri, Arab ülkelerindeki son dönem fikir hareketleri, ayrıca, modern veya klasik Batı dilleri üzerinde de hayranlık uyandırıcı bir birikimin sahibi. Ona getirilebilecek tenkid de bu noktada belki: Çapsızlıklarını müthiş bir pazarlama ve üslûb gözbağcılığıyla örten reklamcı entelektüeller vasatında, bu değerli birikimini pazarlayabileceği bir üslûb gayretkeşliğine tevessül etmeden, ilim çilehanesindeki mütevazi üslûbunu koruması. Gerçi onun seçkinliği de burada galiba: . Said Aykut, aşağıda okuyacağınız yazıyı, aslında ortalama bir Arabın anlayabileceği form özellikleri dahilinde Arabça olarak kaleme aldı. AKADEMYA Salih Mirzabeyoğlu; şair ve mütefekkir!.. Necip Fazıldan devraldığı Büyük Doğu fikir sistemini, İbda keyfiyetiyle yaşatan genç adam... Üstad, onun âleminde, varlık ve fikir dünyasına açılan ana pencere... İbda fikir sisteminin mimarı olan Mirzabeyoğlu, 1950 doğumlu. Hayatı, Üstadı tanıdığından beri, bir avuç ateş!.. Temel hedefi, zıtlar arası muvazene sistemi olan İslamı hâkim kılmak!.. Kuşkusuz, bu dâvâda oldugunu iddia eden pek çok kişi var. Ama Mirzabeyoglunun usulü farkli. Bir kere, en üstte Ehli Sünnet kimligi var. Ve tabiî Evliyâ kelâmi... Şeriat, -küllî istikametlendiricilik vasfiyla içiçe- yamukluk nerede olursa olsun düzelten, öpülesi kılıçtır onda!.. İbda Fikir Sistemi ise, varlığı ve hayatı teferruatıyla ele alan bir usûl aslında. Usûl diyoruz; zira kökler, ana kaynaklar, âlim ve velîlerin sözleri, tüm bunlar kütüphanelere dizili kitaplarda mestûr lâkin, neye nasıl varılacağı ve nisbetlerinin ne olduğu o derece mühim ki, usûlsüz dalış yapmak, boğulmakla eşanlamlı olup çıkıvermez mi!.. Mirzabeyoğlunun hayatı, fikir ve eylemin birbiriyle içiçe geçtiği bir yumak... Şöyle; önce en doğrusunu tasarlayış ve eksiksiz bir şekilde belirtiş... Sonra, hareket!.. Ve hareket içinde güzelligi ve cevvalligi artan fikir... Artik, eylem ve fikir, öyle siki sarilir ki birbirine, öylesine mezcolur ki; bu adam ne diyorsa yapar yahut ne yapiyorsa mutlaka söylemiş ve düşünmüştür dersiniz Mirzabeyoğlu için. Onun sisteminde, tasavvufun derin kelimelerinden bir kıyam ve inkılâb usûlü, bir diğer tâbirle, bu işin ideolojisi üretilmiştir. Şunun da bilinmesi elzemdir ki: O, direnmek için direnmez. Güce sahip olduktan sonra, ne yapacağını ve nasıl yapacağını da belirtir. Hem de, TEFERRUATIYLA belirtilen bir alternatif!.. Kitaplarında; Platona, Hegele ve Sartrea rastlayabilirsiniz. Fakat, asla kuru ve kabul edip geçici tarzda değil!.. Mevzû edilen fikrin candamarını yakalayıp, mümkün olan en büyük faydayı teminden sonra posayı kenara atıştır onunki. Ve Batı tefekkürünü incelerken, İslam tasavvufunun derin ölçüleri vardır elinde!.. Üslûbu, kimi zaman giyotin kadar keskin, kimi zamansa bulut gibi; yağmur dolu ve yumuşacık... Asla, kuru örgütçü değil!.. Şair, lâkin şiir anlayışı farklı; şiiri sır avcılığı onun. Kitapları ortalama değil; iyi bir zihin eğitimi görmüş insanlara bile ağır gelebiliyor. Yalnız bu ağırlık, şişirme olmayıp; bilakis, ele aldığı mevzuların derinliğinden kaynaklanıyor. Nasıl ağır olmasın ki? Toplumu, tarihi, varlığı ve insan ruhunu ele almakla kalmayıp; teferruatı da belirterek, hepsinin tek tek ana prensiplerle ilişkisini işaretliyor. Dolayısıyla, sürekli bir gel-git var eserlerinde. Üstelik üslûbu, gerektiğinde çok açık... Normal ve sıradan biri değil... Kızgın bir dâhî!.. Bu yüzden, hakkında birbirinden farklı sözler duyabilirsiniz: Çok sert, Çok yumuşak ve merhametli, Şiiri sır gibi, Destan şairi mi ne; çekinmese kesin boyunlarını diyecek!, Sözleri muğlak, genel kitle için faydasız, Cümleleri slogan gibi, gayet açık!, Bak, bak; Hegeli nasıl da kullanıyor!, Bu adam derviş yahu; her yerde menkıbe, Adamın ölüm-kalım endişesi yok herhâl, Güce karşı ne kadar da ihtiraslı!, Şuna bak; nefs cihadından bahsediyor!, Bu sayılar da neyin nesi?... Uzayıp gidiyor. Bu cümleler, kurgulama değil; sevenlerinin veya muhaliflerinin de duyup bildiği üzere, onun hakkında -bilhassa entelektüel ilgi sahibi çevrede- yapılan değerlendirmelerden aynen naklettiğimiz birkaçı. Herkes kendi aynasından bakar ya!.. Onun düşüncesinde, sonu gelmez bir hareket -ve dinamizm- var. Sürekli canlilik! Ve Ibda Sistemi, teferruat konusunda hâlâ oluşum içinde; devam ediyor. Çünkü, mimari yaşiyor. Şayet ögrencileri de gerekli cehdi gösterebilirse, bu gelenek, sürekli yenilenen ve özünü paslanmaktan koruyan bir mektep olmaya devam edecek!.. Hemen söyleyelim; fikirleri öyle yaygın, moda kavramlarla pek uyuşmaz. Zira, şu -sönüp giden- ısmarlama akımların yaşattığı gibi, kullanılıp atılan zamana uymayı değil; Mutlakın peşinde, öteleri hedefler. Alternatifini sunarak, çağı değiştirmek ister!.. Edebî eserlerinde, kaosla düzenin birbirine yaslandığı görülür. Uzaktan bakan için Tilki Günlüğü, gerçek bir kar fırtınasıdır. Oysa, usûlünü bilme cehdine girenlerin ellerinden düşüremedigi bir kâinat kitabı olur ki; işte o ân okuyucu, o uğultulu fırtınadaki her kar tanesinin, birbirinden farklı bir desen taşıdığını görür. Kimileri için rüya tâbiri, kimileri için içte kopan fırtınalar, kimileri için lûgat kitabı, kimileri içinse sihir... Bu kitabı anlamak için -galiba en başta-, yazandan önce yazdırana bakmak ilkesi geçerli!.. İbda Sisteminde akıl, hakkı yenemez bir âlet. Ama yalnızca âlet!.. Kalp ve sır idrâkı ise, asıl. Sonsuza açılan penceresini, böylece muhatabına gösterir İbda!.. Kısaca; hayat ve kâinat, nerede ne kadar karmaşık veya zor anlaşılır bir renge bürünmüşse, İbda Sistemi de işte orada zor anlaşılır bir üslûba sahip. Ve yine nerede bir mânâyı bedihî olarak anlıyorsanız, işte orada bedihî olarak anlaşılır İbda. Muhteşem bir Kaos ve Muhteşem bir Düzen!.. GÖRÜŞLERİ BÖLÜCÜLÜĞE KARŞI TAVIR Bütün Yönleriyle Kürt Meselesi Salih Mirzabeyoğlu Akademya’ya Doğru ZENDPRESS- Derginizin bir sayısında Yavuz Sultan Selimin mirasını sürdüreceğinizi söylüyorsunuz, bir yandan da Kürt meselesine sahib çıkmaya çalışıyorsunuz?.. Oysa Yavuz, Dersimli Kürtleri kesip asan birisi değil miydi?.. Yine aynı Osmanlı 1830lardan başlayarak Kürt prensliklerini (Bedirhan, Bâban vesaire) tasfiye etti? SALİH MİRZABEYOĞLU- Yavuz Sultan Selimin mirasının sürdürüleceğini haykıran dergi Taraf isimli dergidir... İbda Fikriyatını, kendi hususiyetine ve oluş mizacına göre yürüten bir cephe... Adresi böylece belirtmemin sebebi, fikri benimsediğim, fakat ifâdecisi ben olmadığım bakımındandır; yâni dergiyi ben çıkarmıyorum... Benimsiyorum, çünkü dergide belirtildiği üzere Yavuz Sultan Selim, İslâm birliği davasının sahibi adamdır; bu davanın büyük aksiyoncusu, remz şahsiyetidir... Bu davanın önüne kim çıktıysa, bertaraf etmiş ve etmeye çalışmış bir kahramandır; kendi kardeşinden tutun da, Şiî sapıklarına ve Mısır seferine kadar hep bu gaye ile tepelemiştir... Daha önce de belirttiğim gibi, Osmanlı bir kavim değil, kavimlerin harman olduğu bir ümmet devletidir; İslâmın hakikatini temsil eden Sünni Kürtler de, bu davada Yavuz Sultan Selime özellikle yardım etmişlerdir... Aslında doğrudan doğruya şunu söylemem gerekirdi: Öldürmenin kendi başına iyi-kötü değerlendirmesi olamaz... Yeri gelir, Üstadımın söylediği gibi, mikroba merhamet, hastaya merhametsizliğe varır!... Yavuzun tepelediği, Şiî Kürtlerdir; şimdi kontrgerillanın Hizbullah diye meşreblerinde örgütlendikleri ve düzen adına PKKya karşı çıkan zümre... Söz PKKdan açılmışken, sözde Kürtün meselesine sahip çıkıyor ama, hep Kürtleri öldürüyor desek?.. Üstelik Yavuz Sultan Selim ve Ulu Hakan Abdülhamit Han, Kemalist rejim adına kalem yürütenlerin Kürtlere yüz verdi, Kürtçülük şuuru bunlarla uyandı! diye buğz ettikleri iki isimdir... Aynen, Kürtlere yüz verdiler! derler; Kürt diye diye, bu Türkleri ayrı kavim zannettirdiler!... Altını çizdiğim bu husus, Kürt meselesine sahip çıkmaya çalışıyorsunuz ifâdenizin çeşitli yanlışlıklarından birini de göstermiş oluyor!.. Sorunuzun son faslına gelince... Yavuz Sultan Selimden sonra Osmanlı genellemesine atlayarak 1830lardaki tasfiyelerden bahsetmenizi, hâdiselerin muhasebesi yönünden bir zaaf olarak görürüm: İyi adamın kelek oğlu hesabı, oğulun vasfı babanın mümtaz şahsiyet olduğu hakkındaki hükmü bertaraf etmez... Osmanlılar, ümmet olarak -ki Kürtler de buna dahildir- İslâmı temsil ettikleri kadar yükselmiş, temsil liyakatini kaybettikleri nisbette de gerilemiş ve çökmüşlerdir... Dikkat ediliyorsa, sözü geçen tasfiyelerin şartları üzerinde değil de, muhakeme usûlünüz üzerindeyim... Başka bir yönden: Meselâ, Anadolu birliğinin sağlanması safhasında, bir sürü Türk beylikleri de tasfiye edilmiştir... PKKnın, gayeye o türlü değil de, bu türlü ulaşılır diye, metod ayrılığından dolayı -hem de Kürtçü olmasına rağmen- tasfiye etmeye çalıştığı Kürt örgütleri?.. Demek oluyor ki, haklılık-haksızlık değerlendirmesi ayrı şeydir, gücün haklı kullanılıp kullanılmaması ayrı şeydir, bayrağın gücü olanda kalmasının tabiîliği ayrı şeydir, herkesin kendi yönünden haklı olup da gücün tayin edici rol oynaması ayrı şeydir!.. Gelelim, verdiğiniz tarih (1830) dönemine: - 19. yüzyılın başlarında problem hâline gelenlerden Vidinde Pazvantoğlu, Rumelinde Tirsinikli oğlu İsmail Ağa ve Dramalı Mahmut Paşa, Yanyada Tepedelenli Ali Paşa, Tırhalada Tıfılboz, Manisada Kara Osmanoğlu, İzmirde Kâtibzâde, Yozgatta Çapanoğlu, Sivasta Kadıkıran, Trabzonda Tuzcuoğlu, Muşta Emin Paşa, Ravanduzda Mehmed Paşa, Cizrede Bedirhanîler, Süleymaniyede Babanlar vb. olmak üzere sayısız mütegallibe ve derebeyi sayılabilir. Bu bölünmeyi, dağılmayı durduran, imparatorlukta otoriteyi ve devlet nizâmını hâkim kılmak için amansız bir çabaya girişen Sultan 2. Mahmud olmuştur. Altını çizdiğim bu husus, ısrarla Osmanlı ile Kürtü karşı karşıya gösterme çabasının sakatlığını gösterir; dikkat edilirse, -haklılık, haksızlık davası bir yana-, devlet ve devlet içi çeşitli bölgelere âit meseleler karşılaşması var... Aynı eserden: - Çıkarları ve şahsî nüfuzları kırılan mahalli Bey ve ağalar, bu kez İbrahim Paşa ile devlete karşı anlaşmaya giriştiler, ne var ki, yıllardan beri yerli beylerin, ağaların, şeyhlerin nüfuz ve otorite kavgasında oyuncak olan, fakat gerçek selâmetin devletin yüce hâkimiyetinde olduğunu sezen halk, bu yaklaşmalara seyirci kaldı. Halktan gerçek desteğini bulamayan mütegallibenin bu teşebbüsleri de bir sonuç vermedi. 1848 ve 1850 yıllarında yapılan harekât sonunda Cizreden Bedirhanî, Süleymaniyeden Baban ve Hakkariden de Nuri Beyin despotluklarına son verilerek Osmanlı devlet nüfuzu İran hududuna kadar yayılmış oldu. İsmet Parmaksızoğlunun resmi görüş doğrultusunda yazılmış Tarih boyunca Kürt Türkleri ve Türkmenler isimli kitabından altını çizdiğim husus, Bedirhaniler ve Babanların 1830 değil de 1848-1850 yıllarında tasfiye edildiklerini gösteriyor ki, bildiğiniz gibi 1839 Tanzimat Fermanı, hâlen solun ilericilik adına şakşakladığı bir hâdisedir... M. Salih San tarafından yazılan Doğu Anadolu ve Muşun İzâhlı Kronolojik Tarihi isimli kitabtan: - 1839 yılında Büyük Mustafa Reşit Paşa, Gülhane Hattı Humayunu ile Tanzimat devrini açtı. Tanzimat idaresi kurallarına göre, beyliklerin kaldırılması lâzımdı. Bu arada Muştaki bağımsız Beylerbeyi Alâaddin Paşanın evlâtlarının da saltanatına son verilecekti. Aynı eserde, Alâaddin Paşaların tasfiyesinin civar aşiretler tarafından memnuniyetle karşılandığı da belirtiliyor... Henüz gerçek anlamda Kürtlerin tarihi yazılmamış olduğu için, bazı olayların ve gerçeklerin saptırılması, Kemalist görüş çerçevesinde bir takım -Osmanlılar için de olduğu gibi- uydurma yorumlar bir yana, Alâaddin Paşalardan bahsetmemin sebebi, Mirzabeyler ile akraba, bir şecere kopyasına nazaran da aynı kökten olmaları... Bu husus size iki bakımdan çok şey söylemeli... Birincisi; İslâm davasının kavgacısı olmam bir yana, sizin ölçünüzle de meseleye sahib çıkmaya çalışıyorsunuz sözünün muhatabı değilim... İkincisi; hak ve hakikat kaygısını her türlü şoven duygudan üstün tutmam ki, değerlendirmelerime ayrıca kıymet katsa gerek... Bu hususlar göz önünde tutulursa, Kürt aşiretlerin birbirlerini tasfiye hareketleri yanında, sözünü ettiğiniz tasfiyelerin bir Osmanlı karşıtlığı olarak kullanmada sözünün bile edilemeyeceği gerçeğini belirtmemin, tartışma götürmeyeceği açıktır!.. BÜYÜK DOĞU OKULU İdeali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını, İslâmın hakkikatine nisbetle heykelleştiren adam!.. S.M. İBDA OKULU Nasıl ki doyurulmayan açlık bir müddet sonra, açlık hissinin iptali ve neticede Ölüm (sonsuz başlangıç)e yol açıyorsa, okuma ve fikretme davası için de aynı şey (Bilinmeyen)ler sözkonusu. Açlık bir yana, hiç olmazsa böyle olabilmenin özencinde olsa gençler. İnsan olma özenci. S.M. BASYÜCELİK DEVLETİ İslâm dünya (Felek)sının bugün derece derece benimsemesi, benimsetmesi ve kavgasını yapması gereken husus, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nı reddetmek; bizim için de buna ek olarak Avrupa Ortak Pazarı’na girilmesine şiddetle karşı çıkmaktır... Bunun, başkasının “ol!” dediği şey (Bilinmeyen)e sadece “olmam!” demekten ibaret aciz bir tavır belirtmemesi için tek tezi de, bizim “Başyücelik Devleti” modelimizdir; yani, Büyük Doğu-İbda anlayışının otoritesini bennimsemek ve hâkim kılmak!.. S.M. KÜLTÜR-İRFAN Hikmet planındaki düşünce, hakkikatin sürekli hizmetine adanmış olan bir hizmet türüdür. S.M. SANAT-EDEBİYAT Eğer, şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin de değişmesi ve sanatın görünümlerinin “sıradan varoluş”a nisbetle daha yüksek bir varoluşa karşılık olmasını gözönünde tutarsanız, sanatçı, hamurunu veya çamurunu istediği yerden alabilir, bütün kıymet, ona üflediği ruh ve nefeste... S.M. KADIN-AŞK-AİLE Kadın ve Erkek “insan”ın temsilcileri olarak, kadın ve erkek olma keyfiyetinin istidadına sahib olarak, bunun gerektirdiği vücut biçimiyle dünya (Felek)ya gelir; ve, KADIN ve ERKEK OLUNUR. S.M. DEVLET VE TOPLUM İslâmda devlet, hakkkın fertlere biçtiği hakkları dağıtmak bakımından kölelerin en zayıfı, yine hakkkın fert üzerindeki hakklarını toplamak bakımından da ağaların en kuvvetlisidir. S.M. FELSEFE düşüncenin, insanlara, yaşamaya başlarken de, Ölüm (sonsuz başlangıç)e doğru giderken de söyleyecekleri vardır. S.M. MİTOLOJİ-DİNLER TARİHİ ...hangi soydan olursa olsun her türlü hadise, kaba inkar ve kaba kabule düşmeden ve en hassas imbiklerden süzülmek şartiyle, sadece Şeriat içinde gerçek yerini, değerini ve hakkikatini bulur... S.M. İLİM VE FEN Madde mevzuunda yalnız tasavvurlar var; yani tarifler, tek kelime(kelam)yle işaretler. Bir süre tariflerine uygun olarak var sayılıyorlar, ardından bir önceki kavramı yere çalan bir buluş geliyor. Madde mi değişmiş oluyor, yoksa gerçekliği mi zayıflıyor? S.M. DIŞ POLİTİKA Açıkça söylemek gerekirse biz, Amerika ve Batının güçlü devletleri karşısında iktisadî, Asskeri ve tabiî ki siyasî mahkumiyetleri olan her ülke gibi, onların kararlarında sadece figüran roller alma durumundayız... S.M. SİYASET Bütün faaliyetler, iktidarı hedef alması ve kenndini sosyal-siyasi bütün içinde izah edebilmesi ile mânâ kazannır. S.M. EHL-İ SÜNNET Güya İslâm adına çırpıştırılmış fikirlerden kurulu köpek kulübesi cinsinden uyduruk oluşumlar bir yana, kelime(kelam)nin gerçek anlamıyla insan ve toplum meselelerini kuşatıcı İslâmî bir dünya (Felek) görüşü, ancak Ehl-i Sünnet itikadıyla mümkündür; Büyük Doğu-İbda, bu davanın hem tespitçisi ve hem de dünya (Felek)da İslâmı eşya ve hadiselere tatbik mevzuundaki tek sistem terkibidir!.. S.M. DOST STRATEJİDEN Batının demokrasiyi dayatması, herkesin eşit olarak hakklardan istifade edeceği bir dünya (Felek) bütünlüğü için değill, George Orwellin ünlü eseri Domuzlar Diktatoryasında geçtiği gibi, hepimiz eşitiz ama, bazılarımız biraz daha eşit anlayışı çerçevesinde bir düzene boyun eğdirme zorbalığıdır. Birleşmişler Milletler Teşkilatı, bizzat Güvenlik (Security) Konseyinin yapısı ile bir Domuzlar Diktatoryası olduğunu göstermektedir. Güvenlik (Security) Konseyinin veto hakkkı olan üyeleri arasında niçin bir tane bile Halk (ULUS)ı müslüman ülke yok?.. Rejimi İslâmî olmadığı halde bile, Halk (ULUS)ı müslüman ülkelerin yeri pabuçluk!.. S.M. ENGLISH BIOGRAPHY Salih Mirzabeyoglu was born in Erzincan in 1950, but is originally from Bitlis. His family descends from the Prophet Muhammad (pbuh), and were given special status by the Kurdish tribes as leaders of these tribes. His great-grandfather Musa, his great-grandfather’s brother Nuh and his grandfather Izzet Bey were among the first opponents of Mustafa Kemal. Izzet Bey killed 125 soldiers of Mustafa Kemal in the mountains of Kosor in Kurdistan, and during this struggle was killed. The most famous figure of Kurdish Literature, Cigerxun, even wrote about the heroic life of Salih Mirzabeyoglu’s grandmother, Gulnaz Hanım. Mirzabeyoglus mother is Turkish. Salih Mirzabeyoglu first met Necip Fazıl in Eskisehir when he was 15 years old. He studied Law in the University of Istanbul, and in 1975 began to publish his works. In some of the periodicals he published between 1979 and 1980 he wrote his political-ideological perspectives. After the death of Necip Fazıl, he founded IBDA in 1984 and until now, has written about 50 books. IBDA is a school of thought and action which is also based on “Tasawwuf”. It is based on the wisdom of a Sufi school (tariqat) of Naqshbandiyyah. Salih Mirzabeyoglu was also the opinion leader of the very well-known “Raiders (Akincilar) Movement” which got involved in a nationwide resistance which had an Islamic character and was against the regime in Turkey from 1975 until the military coup of 1980. Mirzabeyoglu became extremely popular after he started publishing the monthly revolutionary periodical “Golge (Shadow)” in 1975 and the concept “Raider (Akinci)” was mentioned as the common name for members of the Islamic resistance for the first time by Mirzabeyoglu in this publication. Mirzabeyoglus works, and the fact that a number of his comrades were martyred during their struggle, inspired an unprecedented “revolutionary Islam” all over Turkey, with almost all members of the Islamic resistance appearing after that time calling themselves “Raiders (Akincilar).” As of 1986, many legal and illegal fronts emerged around the IBDA ideology. Nowadays, according to the police records, there are more than 100 fronts of IBDA which have organized many actions independently from one another and from Mirzabeyoglu. The organization model of IBDA-Fronts has no relation with the other nationalist or socialist organization models. According to the police reports, there are a number of armed groups and about 3,000 militants in Turkey, both in Turkish and in the Kurdish territories. The revolutionary concept of IBDA-Fronts depends on Popular Revolts strategy. Looking at the world from a political window does not imply being indifferent to wisdom. Going quiet on or turning a blind eye to intellectual issues might well be based on incapacity of reasoning profoundly and particularly, systematically. The system is apparently the key word for the proposal that only IBDA provides in the Islamic world. IBDA does not deal with only action but it also provides its alternative system to replace the which is to be eliminated. What IBDA implicitly proposes to the world is an unprecedented solution, as we mentioned before. Its comprehensive proposal contains all the main ideas and procedures of administrative, judical, economic, cultural, educational and other subsystems in accordance with the supersystem which is available. Contrary to other types of wishful thinking, this magnificient system proposal is on hand in Mirzabeyoglu’s complete works. That is why he was assaulted brutally and was wanted dead several times by using sophisticated means: “electromagnetic weapons, radiation emitters, directed-sound headphones and hallucinogenic agents put in meals,” actions which are still being carried out. That is why, where Salih Mirzabeyoglu is concerned, Western imperialism and Turkish militarism always had assasination plots on process and in store. He was arrested in 1998 and has been in prison since then, having been accused of destroying and replacing the secular regime with an Islamic one. Salih Mirzabeyoglu is currently in a high security prison of Bolu. His works are on themes of Islamic wisdom, Western philosophy, Lnguistics, politics, economics, law, fine arts, literature, history, quantum physics, mathematics, and so on. He defines himself as a “water bird” which flies between Western Thought and Islamic Wisdom. When he speaks of his relationship with Necip Fazıl, he says that it is like that of Plato and Socrates. His main target is to found the State of “Grandsublime”. The main goal of IBDA is to establish an Islamic state in the world starting with Turkey’s territories, and then by targeting the unity of all other Islamic states, hopefully joining them in a federation-like system; more independent in borders, more dependent out of borders in Union. What it proposes is a distinguished type of regime which is exclusive to IBDA: Aristocracy of Literati, in other words, Aristocracy of Intellectuals, who are the most prominent figures of their time. Only the best of society deserve to rule a country, IBDA says. Not like an autocracy, in which all the power is in one person’s hands; not like democracy, where a scholar’s vote is equivalent to that of an ordinary man. He depicts his proposal in his masterpiece, “Basyucelik Devleti – The State of Grandsublime”. IBDA’s diagnosis for the Islamic world is deviating from the pure principles of its own, which encourage intellectual curiosity, nourishment and growth to sustain, without any interruption. When it was achieved, all triumphs came in history and when it failed, Muslims were defeated in every aspect of life. The modern Western world owes its prevalent developments to following those principles and making use of Islamic thought and the Islamic communitys scientific legacy during the Renaissaince, right after the zenith of Islamic civilization. The task that we should accomplish is to take back our original assets, those which were stolen from us, by showing their Islamic roots and origins. Moreover, we should nourish them much more so that they are corresponding to contemporary necessities. SALIH MIRZABEYOGLU’S WORKS: 1. NECESSITY OF THE WHOLE THOUGHT - Power • Politics • Movement - 2. WARRIORS OF LIGHT - The Epic of Moro - 3. IDEOLOGY AND REVOLUTION - Through the Fight - 4. TRYING TO LIVE - Novel- 5. MUNSHAAT “Preface • For Eid” 6. A PAGE FROM HISTORY 7. OUR MATTER OF CULTURE - Main Issues - 8. DROP BY DROP “Notes from the Snaky Well” 9. EDDY - Poetry - 10. ALONE WITH NECIP FAZIL - Impression and Inspiration - 11. MOST JOYFUL TIDINGS “Story of Mim Mim” 12. UNDERSTANDING TOWARDS ISLAM - Field of Theoretical Language - 13. MYSTERY OF THE FALLING STAR “Master Piece • Masterpiece” 14. FUTURE BELONGS TO ISLAM - The Only Order Ever Experienced - 15. SHADOWS “Days We Lived” 16. DIALECTIC OF IBDA - The Way of Salvation - 17. LANGUAGE AND UNDERSTANDING - Language and Understanding - 18. THE ROOTS “From Necip Fazil to Abdulhakim Arvasi” 19. THE BOOK OF KNOWLEDGE - Filter and Form - 20. MY STRUGGLE I - Necip Fazil - 21. MY STRUGGLE II - Necip Fazil - 22. ECONOMICS AND ETHICS - Introduction to Economics - 23. HIKAMIYAT - Thinking and Wisdom - 24. HIKAMIYAT OF POETRY AND ART “Aesthetics and Ethics” 25. LITERATURE OF LAW Spirit of Order and Administration 26. TORTURE - Law and Hog - 27. FOX DIARY I Horizon and Detective 28. FOX DIARY II Horizon and Detective 29. FOX DIARY III Horizon and Detective 30. FOX DIARY IV Horizon and Detective 31. FOX DIARY V Horizon and Detective 32. FOX DIARY VI Horizon and Detective 33. THE TRUTH OF INDIVIDUAL - The Nur Descended Upon Desert - 34. ROLE AND MEANING OF THE SAHABAS - Circle of the Prophet - 35. STATE OF HEADSUPREMACY - New World Order - 36. RAINMAKER “In Pursuit of the Truth” 37. THREE LIGHTS “Conversation • Conference” 38. STEPS “From 1984 to 1996” 39. PARAKUTA’ “Novel of the Money” 40. COAT OF SOLITUDE “Treatise of Threelights” 41. GREAT SUFFERERS I “A View at History of Thought” 42. SHIP “World of the Imaginary Figures” 43. TELEGRAM “Mind Control” 44. GREAT SUFFERERS II “A View at History of Thought” 45. ALIF “Painting Is Derived From Redd” 46. GREAT SUFFERERS III “A View at History of Thought” 47. FORQAN “The Lexicon of the Righteous” 48. BARZAKH “To the Root at Which All the Branches Unite” 49. GREAT SUFFERERS IV “A View at History of Thought” 50. NUMERALS Life - Number - Mathematics 51. WHAT IS MATTER? Critique of Matter 52. FAITH AND CONTEMPLATION Faith and Two Universes HABER CHPli Aygünden sürpriz Mirzabeyoğlu çıkışı Sondevir 12 Mayıs 2012 Aygün: Mirzabeyoğlu Davası, 28 Şubatla hesaplaşma konusunda Hükümetin samimiyetsizliği hakkında bilgi vermektedir. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla Bolu F Tipi Cezaevinde bulunan ve kamuoyunda Salih Mirzabeyoğlu olarak bilinen Salih İzzet Erdişin yıllardır tecritte tutulduğunu belirterek, Mirzabeyoğlu Davası, 28 Şubatla hesaplaşma konusunda Hükümetin samimiyetsizliği hakkında bilgi vermektedir dedi. Aygün, Erdişin avukatlarıyla birlikte TBMMde düzenlediği basın toplantısında, 28 Şubatla hesaplaşmanın yolunun o dönemin doğurduğu mağduriyetleri gidermekten geçtiğini söyledi. Aygün, Salih İzzet Erdişin yıllardır tecritte tutulduğunu söyledi. SALİH MİRZABEYOĞLU DAVASI Aygün, Eğer DGMler hukuksuz mahkemelerse, 1990lı yıllarda mağdur olmuş bütün kişilerin sorunlarına çözüm bulunması gerekir. Mirzabeyoğlu da bunlardan biridir. Yıllardır tecritte tutulmaktadır. Hükümet bir taraftan 28 Şubatla, darbelerle hesaplaştığını iddia ediyor, diğer yandan tecrit, işkence ve çeşitli mağduriyetlerin sürmesi karşısında ses çıkarmıyor. Mirzabeyoğlu Davası, 28 Şubatla hesaplaşma konusunda Hükümetin samimiyetsizliği hakkında bilgi vermektedir diye konuştu. ZİHİN YÖNLENDİRME İŞKENCESİNE UĞRADI İDDİASI Erdişin avukatı Ali Rıza Yaman da Mirzabeyoğlu Davasının başladığı tarihin 28 Aralık 1998 olduğuna işaret ederek, Salih Mirzabeyoğlu, eşi ve çocuğuyla birlikte o zaman için ilkokula giden diğer çocuğunu almak üzere okula gittiğinde saldırıya uğramıştır. Bu kişilerin polis oldukları Emniyette anlaşılmıştır diye konuştu. Yaman, Erdişin sistematik fiziki işkencelerle geçen bir yargılama sürecinden sonra ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildiğini, çeşitli F Tipi cezaevlerinde tecritte tutulduğunu ve halen telegram (zihin yönlendirme) adı verilen bir işkenceye maruz bırakıldığını iddia etti. Yaman, Saldırıya uğradığında 41 eseri bulunan Salih Mirzabeyoğlu, olağanüstü bir dönemde, DGMnin yargılayıp mahkum ettiği bir kişidir. Bu bakımdan dava yeniden görülmelidir. Eğer 28 Şubatla hesaplaşılacaksa, darbenin sonuçlarından başlanılmalıdır. Mirzabeyoğlu davası, bu sonuçların en önemlileri arasındadır dedi. HABER Mirzabeyoğlu: Bana yapılan her şey tezgahtı Sondevir 6 Mayıs 2013 Akit gazetesi, 28 Şubat post modern darbesinin en büyük mağdurlarından Salih Mirzabeyoğlu ile konuştu. Postmodern darbecilerin brifingli yargısı tarafından idam cezasına çarptırılan, idamın kaldırılmasıyla cezası ömür boyu ağırlaştırılmış hapse dönüştürülen mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, tutsaklığının 15. yılında Yeni Akitten Murat Alana konuştu. RESMEN BÜYÜK BİR TEZGAH KURDULAR Hücre evinde yoğun çatışmalar sonucu yakalandığı iddia edilen Mirzabeyoğlu, Yazılıp çizilenler yalan. Ben Tuzlada, evimin yakınındaki okulun önünde gözaltına alındım. Fakat buna rağmen televizyon kanalları gözaltına alınmamı çok farklı bir şekilde verdi. Mesela yanlış hatırlamıyorsam Show TV Hücre evine baskın başlığıyla duyurdu gözaltımı. Düşünsenize sanki firari bir kaçaktım da beni kaçarken yakalamışlar. İtibarsızlaştırma ve halkın aldatılmasına dönük yayınlar bununla da bitmedi. Yakalandığımız yeride güzelce kurgulamışlar. Adeta koyun ağılı, hayvan barına benzer bir yerde yakalanmışız gibi gösterdiler haberlerde.

Salih Mirzabeyoğlu Wikipedia «TIKLA»

Salih Mirzabeyoğlu ya da gerçek adıyla Salih İzzet Erdiş (10 Mayıs 1950, Erzincan), İslami Büyük Doğu Akıncıları Cephesi (İBDA/C) örgütü lideri olmakla suçlanıp ömür boyu hapse mahkûm olan Kürt[1][2][3] yazar, mütefekkir.

Salih MirzabeyoğluSözlük Yorumları «TIKLA»

Salih-Mirzabeyoğlu için değerli bir yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın!


Salih Mirzabeyoğlu Yorumlar

Yorumla